Antisosyal Kişilik Bozukluğu, başkalarının haklarını ve duygularını sürekli hiçe sayma, kurallara ve toplumsal normlara aldırmama, pişmanlık duymama ve dürtüsel davranma örüntüsüyle tanımlanan bir kişilik bozukluğudur. Halk arasında bazen “psikopatlık” ile karıştırılsa da, bu klinik bir tanıdır ve dikkatli bir değerlendirme gerektirir.
Bu tabloyu taşıyan kişiler çoğu zaman yüzeyde çekici, ikna edici ve kendinden emin görünebilir; ancak ilişkilerinde manipülasyon, yalan, sorumsuzluk ve empati eksikliği ön plandadır. Yaptıklarının başkalarına verdiği zararı fark etseler bile bundan gerçek bir vicdan azabı duymazlar. Dürtüsellik, saldırganlık ve sonuçları hesaplamadan hareket etme sık görülen özelliklerdir.
Nasıl ortaya çıkar?
Bilimsel çalışmalar, antisosyal örüntünün gelişiminde genetik yatkınlık, beynin duygu ve dürtü kontrolüyle ilgili bölgelerindeki farklılıklar ile olumsuz çocukluk yaşantılarının bir arada rol oynadığını gösterir. İstismar, ihmal, tutarsız disiplin ve şiddet içeren bir büyüme ortamı riski artırır. Tanının bir koşulu, bu belirtilerin izlerinin ergenlik döneminde davranım sorunları biçiminde başlamış olmasıdır; erişkinlikte aniden ortaya çıkmaz.
Günlük hayatta
Bu örüntü günlük hayatta tekrarlayan sözleşme ihlalleri, iş ve ilişkilerde süreklilik sağlayamama, borçlarını ödememe, başkalarını sömürme ya da yasalarla sık sık başı derde girme biçiminde görülebilir. Yakın ilişkilerde ise sıcaklık ve karşılıklılık kurmak güçtür. Burada önemli bir ayrım vardır: Zaman zaman bencilce davranmak ya da kural çiğnemek herkeste görülebilir; klinik tanı için bu tutumun yaygın, kalıcı ve kişinin yaşamına kök salmış olması gerekir.
Bu örüntüyle ilgili en yaygın yanılgı, her kural çiğneyen ya da bencil davranan kişiyi bu tanıyla etiketlemektir. Oysa klinik tanı yalnızca uzmanların kapsamlı bir değerlendirmeyle koyabileceği bir sonuçtur; gündelik dilde “psikopat” yakıştırması yapmak hem yanlış hem de damgalayıcıdır.
Antisosyal Kişilik Bozukluğu tedavisi en zorlu tablolardan biridir, çünkü kişi genellikle değişmek için bir neden görmez. Yine de eşlik eden bağımlılık, öfke ya da dürtüsellik üzerine çalışmak mümkündür. Bu kavramı anlamak, özellikle bu tür bir kişiyle ilişkisi olanlar için kendi güvenliğini ve sınırlarını koruma, gerçekçi beklentiler kurma ve gerektiğinde uzman desteği arama açısından değerlidir.
Tanım modern psikiyatri sınıflandırmalarına dayanır; ilişkili “psikopati” kavramı üzerine Robert Hare’in çalışmaları bilinir. Tek bir kurucu isim yoktur.