Sosyal anksiyete (sosyal fobi), başkaları tarafından değerlendirileceği, eleştirileceği ya da utandırılacağı korkusuyla sosyal ve performans durumlarında belirgin kaygı yaşama hâlidir. Kişi, başkalarının gözünde beceriksiz, yetersiz ya da tuhaf görüneceğinden yoğun biçimde çekinir.
Utangaçlıktan farklı olarak sosyal anksiyete işlevselliği bozacak düzeydedir. Kişi topluluk önünde konuşmaktan, yemek yerken izlenmekten, telefonda konuşmaktan ya da yeni insanlarla tanışmaktan kaçınabilir; kaçınamadığında ise büyük bir tedirginlikle o durumu atlatır.
Nasıl ortaya çıkar?
Sosyal anksiyetenin merkezinde, kişinin başkalarının kendisi hakkında olumsuz düşündüğüne dair güçlü bir varsayım ve dikkatini kendi bedensel belirtilerine (kızarma, ses titremesi, terleme) aşırı odaklaması vardır. Clark ve Wells'in bilişsel modeli, kişinin dışarıyı değil kendi içindeki olumsuz benlik imgesini izlediğini ve bunun kaygıyı artırdığını açıklar. Mizaç, erken çekingenlik, eleştirel bir çevre ve olumsuz sosyal deneyimler zemin hazırlar.
Günlük hayatta
Sosyal anksiyete yaşayan biri toplantıda fikir söylemekten kaçınır, gözlerin üzerine çevrileceği durumlardan uzak durur, konuşmadan önce ve sonra günlerce kendini eleştirebilir. Kişi genellikle içten içe bağ kurmak ister ama reddedilme korkusu onu geri çeker; bu da yalnızlık ve öz-güven düşüklüğünü besleyebilir.
Sosyal anksiyeteyi sıradan utangaçlıktan ayıran temel ölçüt, kaygının şiddeti ve yol açtığı kısıtlanmadır. Utangaç biri tedirgin olsa da sosyal yaşamını sürdürebilirken, sosyal anksiyetesi olan kişi korktuğu durumlardan sistematik olarak kaçınır ya da yoğun sıkıntıyla katlanır. Bir başka önemli nokta, kişinin genellikle korkusunun abartılı olduğunu bilmesi ama yine de kontrol edememesidir. Sosyal anksiyete yalnızca performans durumlarıyla (sunum, sahne) sınırlı kalabileceği gibi, gündelik etkileşimlerin çoğunu kapsayacak kadar yaygın da olabilir. Bu ayrımlar, sorunun ciddiyetini ve desteğe olan ihtiyacı anlamak açısından değerlidir. Sosyal anksiyetenin utangaçlıktan farkını görmek, kişinin kendine gereksiz yere etiket yapıştırmasını da önler. Bu tabloyu bir kişilik kusuru değil, öğrenilmiş ve değiştirilebilir bir kaygı örüntüsü olarak anlamak, yardım almayı ve yeniden sosyalleşmeyi kolaylaştırır.
Sosyal anksiyete tedaviye açık bir sorundur. Kademeli olarak korkulan sosyal durumlarla yüzleşmek, dikkati kendi içinden dışarıya çevirmek ve olumsuz varsayımları sınamak belirgin rahatlama sağlar. Kişinin başkalarının onu sürekli yargılamadığını deneyimle görmesi, sosyal dünyaya yeniden açılmasına olanak tanır.
Sosyal anksiyete bozukluğu DSM ve ICD'de tanımlıdır; en etkili bilişsel modelini David M. Clark ve Adrian Wells geliştirmiştir.