Ayrılık anksiyetesi, bağ kurulan kişilerden (anne-baba, eş, çocuk gibi) ayrılma ya da onları kaybetme olasılığına dair duyulan, gelişim düzeyine göre aşırı ve işlevselliği bozan kaygıdır. Küçük çocuklarda belirli bir dönemde normal ve beklenen bir gelişim aşamasıyken, aşırı ve inatçı olduğunda ya da yetişkinlikte belirginleştiğinde bir bozukluğa dönüşebilir.
Ayrılık anksiyetesi yaşayan kişi, sevdiği kişiden uzak kaldığında yoğun huzursuzluk, ona bir kötülük geleceğine dair sürekli endişe ve yeniden bir araya gelene dek dinmeyen bir tedirginlik yaşar. Bu kaygı çocuklukta okula gitmeyi reddetme, yetişkinlikte ise ilişkilerde aşırı bağımlılık biçiminde görülebilir.
Bilimsel temeli
Ayrılık anksiyetesi, bağlanma kuramıyla yakından ilişkilidir. John Bowlby, çocuğun bakım verenle kurduğu bağın bir hayatta kalma sistemi olduğunu ve ayrılığın doğal bir tehdit sinyali yarattığını göstermiştir. Güvensiz bağlanma örüntüleri, erken kayıplar ya da tutarsız bakım deneyimleri, bu kaygının aşırı ve kalıcı hâle gelmesine zemin hazırlar. Kaygılı bağlanma stiliyle ilişkisi belirgindir.
Günlük hayatta
Ayrılık anksiyetesi olan bir çocuk anneannesinde kalmak istemeyebilir, gece tek başına uyuyamayabilir. Yetişkinde ise partnerin birkaç saat ulaşılmaz olması yoğun panik yaratabilir; kişi sevdiklerini sürekli kontrol etme ihtiyacı duyabilir. Bu durum ilişkilerde gerginlik yaratabilir.
Ayrılık anksiyetesi, gelişimsel bağlamda değerlendirilmelidir. Bebeklik ve erken çocuklukta belirli bir dönemde ayrılık kaygısı normaldir, hatta sağlıklı bağlanmanın bir işaretidir; çocuk, bakım verenin yokluğunu fark edecek kadar bağ kurmuştur. Bu kaygının bir bozukluğa dönüşmesi, gelişim düzeyine göre aşırı, uzun süreli ve işlevselliği bozacak düzeyde olmasıyla anlaşılır. Uzun süre yalnızca çocukluğa özgü sanılan bu tablo, bugün yetişkinlerde de tanınmaktadır; yetişkin ayrılık anksiyetesinde kişi, sevdiklerinden uzak kaldığında yoğun panik ve onları kaybetme korkusuyla baş eder. Bu ayrımlar, kaygının ne zaman doğal, ne zaman destek gerektiren bir durum olduğunu gösterir. Sağlıklı bağlanmanın hem yakınlığı hem de özerkliği barındırdığını hatırlamak, bu kaygıyla çalışırken yol gösterici olur.
Ayrılık anksiyetesi anlaşıldığında ve desteklendiğinde belirgin biçimde hafifler. Kademeli ayrılık deneyimleri, güven veren tutarlı ilişkiler ve gerektiğinde terapi kişinin bağ kurarken aynı zamanda özerk kalabilmesini sağlar. Sağlıklı bağlanma, hem yakınlığı hem de bireysel alanı barındırabilmektir.
Ayrılık anksiyetesi, John Bowlby ve Mary Ainsworth'ün bağlanma kuramına dayanır; DSM ve ICD'de bir kaygı bozukluğu olarak tanımlanır.