Narsistik Kişilik Bozukluğu, büyüklenmeci bir benlik algısı, sürekli hayranlık ihtiyacı ve başkalarının duygularına karşı belirgin bir empati eksikliğiyle tanımlanan bir kişilik bozukluğudur. Bu tablo, dıştan bakıldığında aşırı özgüven gibi görünse de, altında çoğu zaman kırılgan ve kolayca yaralanan bir öz-değer duygusu barındırır.
Narsistik Kişilik Bozukluğu olan bir kişi kendini özel, ayrıcalıklı ve diğerlerinden üstün görme eğilimindedir. Eleştiriye karşı aşırı hassastır; küçük bir olumsuz geri bildirim bile öfke, aşağılanma hissi ya da savunmacı bir tepki tetikleyebilir. İlişkilerinde sıklıkla karşısındakini kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir araç olarak konumlandırır ve bu durum yakınındaki insanlarda tükenmişliğe yol açabilir.
Bilimsel temeli
Psikodinamik kuramlar, narsistik örüntünün kökeninde erken dönemde örselenmiş bir öz-değer gelişimi bulunduğunu öne sürer. Bir yaklaşıma göre büyüklenmecilik, içteki yetersizlik ve utanç duygusuna karşı geliştirilmiş bir savunma kalkanıdır; kişi hayranlık toplayarak bu içsel boşluğu doldurmaya çalışır. Araştırmacılar günümüzde iki alt görünümden söz eder: gösterişçi, baskın “grandiyöz” narsisizm ve içe kapanık, alıngan “kırılgan” narsisizm. İkisinde de ortak payda, sağlam bir öz-değer duygusunun eksikliğidir.
Günlük hayatta
Günlük yaşamda bu, sürekli takdir bekleyen, konuşmayı kendine çeviren, başkalarının başarısını kendi değeriyle kıyaslayıp rahatsız olan ya da hata kabul etmekte çok zorlanan bir tutum olarak görülebilir. Ancak her özgüvenli ya da hırslı insanın narsist olmadığını vurgulamak gerekir; klinik bir bozukluktan söz edebilmek için bu örüntünün kalıcı, yaygın ve kişinin ilişkilerine belirgin biçimde zarar veriyor olması gerekir.
Günlük yaşamda bu örüntüyle karşılaşan biri için en koruyucu tutum, davranışı kişiselleştirmemek ve kendi değerini karşı tarafın onayına bağlamamaktır. Sağlıklı sınırlar koymak, hem ilişkideki dengeyi korur hem de kişinin kendi öz-saygısını başkasının dalgalı beğenisine teslim etmesini önler.
Bu tablo değişime dirençlidir, çünkü kişi genellikle sorunu kendinde değil çevresinde arar. Yine de uzun soluklu psikoterapiyle altta yatan kırılganlıkla temas kurmak ve daha gerçekçi, esnek bir öz-değer inşa etmek mümkündür. Bu kavramı anlamak, hem bu örüntüyle yaşayan kişiye hem de yakınlarına, davranışların ardındaki kırılganlığı görme ve kendi sınırlarını koruma konusunda yol gösterir.
Kavram psikanalitik gelenekten beslenmiş, öz-değer ve narsisizm üzerine Heinz Kohut ve Otto Kernberg gibi kuramcılar önemli katkılar sunmuştur; güncel tanım modern psikiyatri sınıflandırmalarına dayanır.