Damgalama (stigma), bir birey ya da grubun belirli bir özelliği nedeniyle toplum tarafından olumsuz biçimde etiketlenmesi, değersizleştirilmesi ve dışlanmasıdır. Damgalanan kişi, taşıdığı bir nitelik (bir ruhsal rahatsızlık, bir hastalık, bir kimlik ya da geçmiş bir deneyim) yüzünden “normal” kabul edilenlerin dışına itilir ve haksız yargılara maruz kalır.
Damgalama üç düzeyde işleyebilir. Kamusal damgalama, toplumun bir grubа yönelik olumsuz kalıp yargıları ve ayrımcı tutumlarıdır. Kurumsal damgalama, bu tutumların yasalara, politikalara ve uygulamalara yansımasıdır. İçselleştirilmiş damgalama ise kişinin toplumun olumsuz yargılarını benimseyip kendine yöneltmesidir; bu, utanç, öz-saygı kaybı ve geri çekilmeye yol açar.
Bilimsel temeli
Sosyoloji ve psikolojide damgalama, sağlık arama davranışını engelleyen önemli bir etken olarak incelenir. Özellikle ruh sağlığı alanında, damgalanma korkusu birçok kişinin yardım almaktan kaçınmasına neden olur. Araştırmalar, doğru bilgilendirmenin, damgalanan gruplarla temasın ve öykülerin paylaşılmasının damgalamayı azaltmada etkili olabildiğini göstermektedir.
Günlük hayatta
Bir ruhsal rahatsızlığı olan kişinin “tehlikeli” ya da “zayıf” görülmesi, terapiye gittiğini söylemekten çekinmek, bir hastalığı nedeniyle işe alınmamak ya da kişinin “bende bir sorun var” diye kendini suçlaması damgalamanın yansımalarıdır.
Etkileri
Damgalamanın en ağır sonuçlarından biri, insanları ihtiyaç duydukları destekten uzaklaştırmasıdır. Ruhsal bir zorluk yaşayan kişi, “zayıf” ya da “yetersiz” görülme korkusuyla yardım almaktan kaçınabilir; bu da sorunun büyümesine yol açar. İçselleştirilmiş damgalama ise kişinin toplumun olumsuz yargılarını benimseyip kendi değerini sorgulamasına neden olur, utanç ve yalıtılmışlık duygusunu derinleştirir. Oysa ruhsal ve bedensel zorluklar, insan olmanın olağan bir parçasıdır. Damgalamayı tanımak, hem kendi iç sesimizi hem de başkalarına yönelik dilimizi daha şefkatli hâle getirmenin ilk adımıdır; destek aramayı normalleştirmek, iyileşmenin önündeki en büyük engellerden birini kaldırır.
Damgalamayı tanımak, ruhsal ve bedensel zorlukların birer utanç kaynağı değil, insan deneyiminin parçası olduğunu görmemizi sağlar. Dilimizi daha kapsayıcı kullanmak, yargılamadan dinlemek ve destek aramayı normalleştirmek, hem kendimizin hem başkalarının iyi olma hâline katkıda bulunur. Destek aramayı normalleştirmek ve yargısız bir dil kullanmak, hem kendi iyileşmenizin hem de başkalarının iyileşmesinin önündeki engelleri kaldırır.
Damgalama kavramı, sosyolog Erving Goffman’ın 1963 tarihli “Stigma” çalışmasıyla kuramsallaştırılmış; sonraki sosyal psikoloji araştırmaları kamusal ve içselleştirilmiş damgalama ayrımını geliştirmiştir.