Önyargı ve ayrımcılık, bir kişiye ya da gruba yalnızca ait olduğu kategori nedeniyle yöneltilen olumsuz tutum (önyargı) ve bu tutumun davranışa dökülmüş hâli (ayrımcılık) olarak tanımlanır. Önyargı bir duygu ve inanç meselesiyken, ayrımcılık bu inancın eyleme geçmesi, yani haksız muameledir.
Bu iki kavram çoğu zaman bir üçüncüsüyle, kalıp yargılarla birlikte anılır. Kalıp yargı, bir grubun tüm üyelerine dair aşırı genellenmiş bir inançtır (“şu gruptakiler şöyledir”). Bu inanç olumsuz bir duyguyla birleştiğinde önyargı, davranışa döküldüğünde ise ayrımcılık ortaya çıkar. Bu üçlü, birbirini besleyerek toplumsal eşitsizlikleri pekiştirebilir.
Bilimsel temeli
Sosyal psikoloji, önyargının köklerini insanın dünyayı kategorilere ayırma eğiliminde bulur. Zihnimiz, karmaşık bilgiyi basitleştirmek için insanları gruplara ayırır; bu doğal süreç, “iç grup” ve “dış grup” ayrımıyla birleştiğinde önyargıya zemin hazırlar. Araştırmalar, gruplar arası olumlu ve eşit koşullarda temasın, ortak hedeflerin ve empatinin önyargıyı azaltabildiğini göstermektedir. Önyargıların bir kısmı bilinçdışıdır ve kişi farkında olmadan işleyebilir.
Günlük hayatta
Bir kişiyi memleketine, cinsiyetine, yaşına ya da inancına bakarak yargılamak; bir iş başvurusunda nitelikten bağımsız olarak bir grubu elemek ya da “onlar zaten şöyledir” diyerek bir topluluğu tektipleştirmek önyargı ve ayrımcılığın örnekleridir.
Kökleri ve çözümü
Önyargının bir bölümü bilinç düzeyinde değil, otomatik ve örtük biçimde işler; kişi kendini adil sansa bile farkında olmadığı yargılar taşıyabilir. Bu, insanları kötü niyetli görmek için değil, zihnin kategorileştirme eğilimini anlamak için önemlidir. Araştırmalar, farklı gruplardan insanlarla eşit koşullarda, ortak hedefler etrafında kurulan temasın önyargıyı azaltabildiğini göstermektedir. Empati geliştirmek, bireyleri kategoriler yerine kişiler olarak görmeye çalışmak ve kendi otomatik yargılarımızı sorgulamak da güçlü araçlardır. Önyargı ve ayrımcılığı tanımak, hem daha adil bir toplumun hem de kendi zihinsel açıklığımızın sorumluluğunu üstlenmemizi sağlar.
Önyargı ve ayrımcılığı tanımak, kendi otomatik yargılarımızı fark edip sorgulama fırsatı verir. Farklılıklarla temas kurmak, bireyleri kategoriler yerine kişiler olarak görmeye çalışmak ve empatiyi geliştirmek, hem adil bir toplum hem de daha açık bir zihin için değerlidir. Kendi otomatik yargılarınızı fark edip sorgulamak, hem daha açık bir zihin hem de daha adil bir toplum için atılabilecek en anlamlı adımlardan biridir.
Önyargı ve ayrımcılığın psikolojisi, Gordon Allport’un 1954 tarihli “The Nature of Prejudice” eseri ve temas hipotezi ile sosyal kimlik kuramı gibi sonraki çalışmalara dayanır.