Duygu disregülasyonu, kişinin duygularını duruma uygun biçimde düzenlemekte zorlanması; duyguların beklenenden çok daha yoğun, uzun ya da kontrol edilemez biçimde yaşanması durumudur. Duygu düzenlemenin karşıtı olarak düşünülebilir: birey duygusal tepkilerini yumuşatmakta, yatıştırmakta ya da yönlendirmekte güçlük çeker.
Bilimsel temeli
Duygu disregülasyonu, birçok ruhsal zorluğun ortak bir bileşeni olarak görülür; borderline kişilik örgütlenmesi, travma sonrası zorluklar, depresyon ve kaygı bozukluklarıyla ilişkilendirilmiştir. Psikolog Marsha Linehan’ın Diyalektik Davranış Terapisi (DBT), özellikle yoğun duygu disregülasyonu yaşayan kişiler için geliştirilmiştir ve duygu düzenleme becerilerini öğretmeye odaklanır. Linehan’ın biyososyal kuramına göre disregülasyon, doğuştan gelen duygusal hassasiyet ile duyguların geçersiz kılındığı (invalide edildiği) bir çevrenin etkileşiminden doğabilir.
Nörobiyolojik olarak duygu disregülasyonu, tehdit ve duygu merkezleri (özellikle amigdala) ile bunları düzenleyen prefrontal korteks arasındaki dengesizlikle ilişkilendirilir. Erken dönem stres ve travma, bu düzenleyici sistemlerin gelişimini etkileyebilir. Önemli bir nokta, disregülasyonun bir karakter zayıflığı değil, öğrenilebilir becerilerle iyileştirilebilen bir güçlük olmasıdır.
Günlük hayatta
Küçük bir eleştiri karşısında saatlerce süren yoğun bir çöküntü yaşamak, öfkenin aniden kontrolden çıkması, duygusal iniş çıkışların hızlı ve şiddetli olması ya da bir kez tetiklendiğinde sakinleşmenin çok zor olması duygu disregülasyonunun örnekleridir. Bu deneyimler kişiyi ve ilişkilerini yorabilir.
Duygu disregülasyonunun altında çoğu zaman yüksek bir duygusal hassasiyet yatar; bu kişiler duyguları daha derin ve daha hızlı hisseder. Bu hassasiyet, uygun beceriler geliştirildiğinde bir dezavantaj olmaktan çıkıp empati, yaratıcılık ve derin bağ kurma kapasitesine dönüşebilir. DBT gibi yaklaşımların temel mesajı da budur: sorun duyguların yoğunluğu değil, onları düzenleyecek araçların henüz öğrenilmemiş olmasıdır. Beceriler öğrenildikçe, aynı yoğun iç dünya çok daha yönetilebilir ve hatta zenginleştirici hâle gelebilir.
Duygu disregülasyonunun bir karakter kusuru değil, çoğu zaman yüksek hassasiyet ile duyguların geçersiz kılındığı bir çevrenin etkileşiminden doğduğunu bilmek, kişinin kendine bakışını dönüştürür. Bu, sorunun “kişinin kendisi” değil, henüz öğrenilmemiş düzenleme becerileri olduğunu gösterir; ve beceriler öğrenilebilir. Duygu disregülasyonunu anlamak, kişinin kendini “aşırı” ya da “dengesiz” diye yargılamak yerine, düzenleme becerilerinin öğrenilebilir olduğunu görmesini sağlar. Duyguları fark etme, isimlendirme, bedeni yatıştırma ve gerektiğinde profesyonel destek alma; bu güçlükle baş etmenin ve daha dengeli bir iç dünyaya ulaşmanın yollarıdır.
Duygu disregülasyonu ve DBT büyük ölçüde psikolog Marsha Linehan’ın biyososyal kuramına ve terapi modeline dayanır.