Kaçınma davranışı, kaygı, korku ya da acı veren bir durum, düşünce veya duyguyla karşılaşmamak için o durumdan uzak durma ya da onu erteleme eğilimidir. Kısa vadede rahatlama sağladığı için güçlü biçimde pekişir; ancak uzun vadede korkuyu ve kaygıyı besleyen temel mekanizmalardan biridir.
Kaçınma, kaygı bozukluklarının ve travma sonrası tepkilerin ortak paydasıdır. Kişi korktuğu şeyden uzak durdukça, o şeyin gerçekte tehlikeli olmadığını öğrenme fırsatını da kaybeder. Böylece korku sınanmadan büyümeye devam eder.
Bilimsel temeli
Kaçınmanın neden bu kadar inatçı olduğunu olumsuz pekiştirme ilkesi açıklar: kaçınıldığında kaygı hızla düşer ve bu rahatlama, kaçınma davranışını ödüllendirir. Beyin “kaçınmak işe yaradı” diye öğrenir ve bir dahaki sefere kaçınma olasılığı artar. Ancak bu, korkulan durumla ilgili yeni ve düzeltici bir öğrenmenin önünü keser. Bu yüzden maruz bırakma temelli terapiler, kaçınmayı azaltıp korkuyla güvenli biçimde yüzleşmeyi hedefler.
Günlük hayatta
Kaçınma birçok biçimde görülür: sosyal anksiyetesi olan biri davetleri reddedebilir, travma yaşamış biri olayı hatırlatan yerlerden uzak durabilir, kaygılı biri zor bir konuşmayı sürekli erteleyebilir. Kaçınma yalnızca dıştaki durumlardan değil, iç deneyimlerden de (duygular, anılar) olabilir; kişi acı veren duyguları hissetmemek için kendini oyalayabilir.
Kaçınmayı bu kadar inatçı kılan şey, kısa vadede işe yaramasıdır. Korkulan durumdan uzaklaşıldığında kaygı hızla düşer ve bu ani rahatlama, beyne “kaçınmak doğru karardı” mesajını verir. Böylece kaçınma güçlü biçimde ödüllendirilir ve bir sonraki sefere daha olası hâle gelir. Ancak bu rahatlamanın bedeli ağırdır: kişi, korktuğu şeyin gerçekte tehlikeli olmadığını öğrenme fırsatını kaybeder ve korku sınanmadan büyür. Kaçınma yalnızca dış durumlardan değil, iç deneyimlerden de olabilir; kişi acı veren duyguları, anıları ya da düşünceleri hissetmemek için kendini oyalayabilir, uyuşturabilir. Bu deneyimsel kaçınma, birçok ruhsal sorunun ortak zeminidir. Kaçınmanın yerine kademeli yaklaşmayı koyabilmek, hem korkuyu küçültür hem de kişiye kendi baş etme gücünü yeniden gösterir.
Kaçınmayı fark etmek, özgürleşmenin ilk adımıdır. Korkulan durumlarla kademeli, planlı ve güvenli biçimde yüzleşmek, kaçınmanın büyüttüğü korkuyu küçültür ve kişiye “bununla baş edebilirim” deneyimini yaşatır. Kaçınmanın yerine yaklaşmayı koyabilmek, yaşam alanını yeniden genişletir.
Kaçınmanın olumsuz pekiştirmeyle sürdürülmesi, davranışçı öğrenme kuramına (B. F. Skinner, O. H. Mowrer'in iki etkenli kuramı) dayanır; maruz bırakma tedavisi bu ilke üzerine kuruludur.