Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu, kişinin kısa sürede, kontrolünü kaybetmiş biçimde çok miktarda yemek yediği tekrarlayan dönemlerle seyreden, ancak bulimiyanın aksine düzenli telafi davranışlarının bulunmadığı bir yeme bozukluğudur. En sık görülen yeme bozukluğu olmasına karşın, en az konuşulanlardan biridir.
Bu tabloda tıkınma dönemleri açlıktan değil, çoğunlukla duygusal bir tetikleyiciden doğar. Stres, can sıkıntısı, yalnızlık, öfke ya da üzüntü anlarında kişi yemekle bir rahatlama arar; ancak yeme sırasında kontrol kaybı hisseder ve sonrasında yoğun bir suçluluk, utanç ve tiksinti yaşar. Bu duygular bir sonraki tıkınmayı tetikleyerek döngüyü besler.
Nasıl ortaya çıkar?
Bilimsel çalışmalar, tıkınırcasına yeme bozukluğunun duygu düzenleme güçlükleriyle yakından ilişkili olduğunu gösterir. Katı diyetler ve kısıtlamalar, paradoksal biçimde tıkınmayı tetikleyebilir; beden ve beyin, yoksun bırakıldığı besine karşı güçlü bir dürtüyle yanıt verir. Genetik yatkınlık, düşük öz-değer, depresyon ve bedene yönelik olumsuz algı da riski artıran etkenlerdir. Kilo damgalaması ve utanç ise durumu ağırlaştırır.
Günlük hayatta
Günlük yaşamda bu tablo; tok olduğu hâlde yemeye devam etme, gizli yeme, yemekten sonra kendinden tiksinme, yeme davranışını saklama ve tekrar tekrar “yarın düzelteceğim” diye söz verme biçiminde görülebilir. Kişi çoğu zaman iradesizlikle suçlanır; oysa bu bir irade meselesi değil, duygularla baş etme biçimidir.
Bu tabloyu yaşayan kişilerin sıkça duyduğu “biraz irade göster” türü öğütler, sorunu daha da derinleştirir; çünkü mesele irade değil, duygularla baş etme biçimidir. Yargısız bir anlayış ve profesyonel destek, döngüyü kırmak ve yemekle sağlıklı bir ilişki kurmak için çok daha etkilidir.
İyileşmenin önemli bir adımı, katı diyet ve “yasak besin” mantığından uzaklaşıp bedenin açlık ve tokluk sinyallerine yeniden güven duymayı öğrenmektir. Duyguları yemekle bastırmak yerine fark edip isimlendirmeyi öğrenmek, tıkınma dürtüsünü besleyen döngüyü kırmanın ve yemekle barışmanın anahtarıdır.
Tıkınırcasına yeme bozukluğu tedavi edilebilir bir tablodur. Duygu düzenleme becerilerini geliştiren psikoterapiler, kısıtlayıcı diyet yerine dengeli bir yeme ilişkisi kurmayı destekler. Bu kavramı anlamak, yemekle kurulan ilişkiyi bir ahlak ya da irade sınavı olmaktan çıkarıp, altındaki duygusal ihtiyaca şefkatle bakmayı mümkün kılar.
Modern psikiyatride ayrı bir tanı olarak tanımlanmıştır; duygu düzenleme ve tedavi yaklaşımları çağdaş yeme bozukluğu literatürüne dayanır. Tek bir kurucu isim yoktur.