Duygusal Muhakeme, bir şeyin gerçek olduğuna, sırf öyle hissettiğimiz için inanma eğilimindeki bilişsel çarpıtmadır. Duygusal muhakemede kişi, duygularını gerçekliğin kanıtı olarak ele alır: "Korkuyorum, öyleyse tehlikedeyim" ya da "Kendimi başarısız hissediyorum, öyleyse başarısızım" gibi.
Kavram, bilişsel terapinin kurucusu Aaron Beck'in tanımladığı düşünce hataları arasında yer alır. Bu çarpıtmanın özü, duygular ile gerçekler arasındaki farkı silmesidir. Duygular değerli birer içsel bilgidir; ancak dış gerçekliğin doğrudan aynası değildir. Duygusal muhakeme, bu iki alanı birbirine karıştırır.
Günlük hayatta
Uçaktan korkan birinin "bu kadar korkuyorsam demek ki uçmak gerçekten tehlikeli" diye düşünmesi klasik bir örnektir; oysa uçak, istatistiksel olarak en güvenli ulaşım araçlarından biridir. Suçluluk hisseden birinin "böyle hissediyorsam bir suç işlemiş olmalıyım" diye akıl yürütmesi ya da kendini yetersiz hisseden birinin bu duyguyu kesin bir gerçek sanması da duygusal muhakemedir.
Kaygı ve depresyonla ilişkisi
Duygusal muhakeme, kaygı ve depresyonu sürdüren güçlü bir mekanizmadır. Kaygıda korku duygusu tehlikenin kanıtı olarak alınır; depresyonda umutsuzluk hissi geleceğin gerçekten umutsuz olduğunun kanıtı sanılır. Böylece duygular, kendilerini doğrulayan bir döngü içinde giderek güçlenir ve gerçeklik testi devre dışı kalır.
Bu çarpıtmayla baş etmenin yolu, duyguyu inkâr etmeden onu bir "gerçek" değil, bir "his" olarak tanımaktır. "Böyle hissediyorum, ama bu durumun gerçekten böyle olduğu anlamına gelir mi?" diye sormak, duygu ile kanıt arasına sağlıklı bir mesafe koyar. Duygularımızı dinlemek ile onları sorgusuz gerçek kabul etmek arasındaki farkı görmek, hem sağlıklı kararlar almayı hem de duygusal dengeyi destekler.
Duygusal muhakemeyle çalışırken önemli olan, duyguyu bastırmak değil, ona doğru yeri vermektir. Duygular değerli birer sinyaldir; bize bir şeyin önemli olduğunu söyler, ama dış gerçekliğin kanıtı değildir. "Korkuyorum" ile "tehlikedeyim" ya da "başarısız hissediyorum" ile "başarısızım" arasındaki farkı görmek, duygu ile olgu arasına sağlıklı bir mesafe koyar. Bu ayrımı yapabilmek, hem daha isabetli kararlar almayı hem de yoğun duyguların içinde bile serinkanlı kalabilmeyi mümkün kılar ve duygusal dengeyi güçlendirir.
Kavram, Aaron Beck'in bilişsel terapi geleneğine dayanır.