Yaygın anksiyete bozukluğu (YAB), belirli bir duruma bağlı olmayan, günlük yaşamın pek çok alanına yayılan, kontrol edilmesi güç ve sürekli bir endişe hâliyle karakterize olan bir kaygı bozukluğudur. Kişi iş, sağlık, para, aile ve gelecek gibi konularda gün boyu, çoğu zaman aylarca süren bir tedirginlik taşır.
Buradaki endişe geçici bir kaygı değil, âdeta zihnin varsayılan ayarı hâline gelmiş kronik bir alarmdır. Kişi bir konu çözülse bile endişesini hızla başka bir konuya taşır; sanki endişelenmek onu kötü sürprizlere hazırlıyormuş gibi hisseder.
Bilimsel temeli
YAB'nin merkezinde aşırı ve kontrolsüz endişe süreci vardır. Araştırmacılar, endişenin paradoksal biçimde belirsizlik karşısında bir kontrol yanılsaması sağladığını ve bu yüzden pekiştirildiğini göstermiştir. Nörobiyolojik olarak tehdit değerlendirme devrelerinin aşırı etkinliği ve bu devreleri dizginlemesi gereken prefrontal düzenlemenin zayıflığı rol oynar. Genetik yatkınlık, belirsizliğe düşük tolerans ve erken yaşam deneyimleri riski artırır.
Günlük hayatta
YAB yaşayan biri, çocuğu birkaç dakika geç kaldığında hemen bir kaza olduğunu düşünebilir; sürekli huzursuzluk, yorgunluk, kas gerginliği, uykuya dalmakta zorluk ve dikkatini toplayamama gibi belirtiler görülür. Bedensel gerginlik neredeyse hiç dinmez. Kişi çevresindekiler tarafından çoğu zaman aşırı sorumlu ya da fazla düşünen biri olarak görülür.
Yaygın anksiyete bozukluğunu diğer kaygı bozukluklarından ayıran, kaygının belirli bir nesneye ya da duruma değil, yaşamın birçok alanına yayılmış, âdeta serbest yüzen bir endişe biçiminde olmasıdır. Panik bozuklukta korku bedensel duyumlara, fobide belirli bir uyarana odaklanırken, yaygın anksiyetede endişe bir konudan diğerine akar. Belirtilerin en az altı ay boyunca, çoğu gün bulunması tanı için önemlidir. Kişi çoğu zaman “ben zaten endişeli biriyim” diyerek bu durumu kişilik özelliği sanır; oysa aşırı, kontrolsüz ve yorucu hâle gelen endişe, üzerinde çalışılabilecek bir bozukluktur.
Yaygın anksiyete bozukluğunda amaç endişeyi tamamen yok etmek değil, onunla ilişkiyi değiştirmektir. Belirsizliğe tahammülü artırmak, endişe düşüncelerinin gerçek birer öngörü değil zihinsel olaylar olduğunu görmek ve bedeni yatıştırmayı öğrenmek iyileşmenin temelidir. Bu süreç, kişinin şimdiki ana daha çok yerleşmesini sağlar.
Yaygın anksiyete bozukluğu DSM ve ICD'de tanımlı bir tanıdır; belirsizliğe tahammülsüzlük ve endişe süreci üzerine Michel Dugas, Thomas Borkovec ve Adrian Wells gibi araştırmacılar çalışmıştır.