Mükemmeliyetçilik, aşırı yüksek standartlar belirleme, kusurlara karşı katı bir hoşgörüsüzlük gösterme ve kişisel değeri neredeyse tümüyle başarıya bağlama eğilimidir. Mükemmeliyetçi kişi, "yeterince iyi" olanla yetinmekte zorlanır; her ayrıntının kusursuz olması gerektiğine inanır ve bu inanç çoğu zaman kendini eleştiriyle sürdürülür.
Psikologlar mükemmeliyetçiliği tek boyutlu bir özellik olarak değil, farklı yönleri olan bir yapı olarak ele alır. Sıklıkla üç kaynaktan söz edilir: kendine yönelik (kendine dayattığın standartlar), başkalarına yönelik (çevrenden beklentilerin) ve toplumsal olarak dayatılan (başkalarının senden mükemmellik beklediği inancı) mükemmeliyetçilik. Özellikle bu son biçim, kaygı ve depresyonla güçlü biçimde ilişkilendirilmiştir.
Nasıl ortaya çıkar?
Mükemmeliyetçilik çoğu zaman çocuklukta, sevgi ve onayın performansa bağlı sunulduğu ortamlarda kök salar. "Ancak başarılıysam değerliyim" inancı içselleştirildiğinde, hata yapmak kimlik düzeyinde bir tehdide dönüşür. Günlük hayatta bu; bir raporu saatlerce gözden geçirmek, bir görevi "hazır olmadığı" gerekçesiyle sürekli ertelemek ya da küçük bir kusur yüzünden kocaman bir işi değersiz saymak biçiminde görülür.
Sağlıklı çaba ile farkı
Mükemmeliyetçilik, yüksek standartlara sahip olmakla aynı şey değildir. Sağlıklı çabada kişi hedefe ulaşınca doyum yaşar ve hatalarından öğrenir. Mükemmeliyetçilikte ise başarı bile nadiren tatmin eder, çünkü çıta sürekli yükselir ve odak hep eksik kalana kayar. Bu döngü tükenmişliğe, erteleme davranışına ve sürekli aktif bir içsel eleştirmene yol açabilir.
Mükemmeliyetçiliği dönüştürmenin yolu hedefleri düşürmek değil, kişisel değeri performanstan ayırmaktır. Öz-şefkat geliştirmek, "yeterince iyi"yi bir başarı olarak tanımak ve hataları öğrenmenin doğal parçası saymak, mükemmeliyetçi baskıyı gevşetir. Böylece yüksek standartlar bir esaret değil, kişinin kendi seçtiği anlamlı bir yön hâline gelebilir.
Mükemmeliyetçiliğin bir de gizli maliyeti vardır: erteleme. Kusursuz sonuç beklentisi o kadar yüksektir ki kişi işe başlamaktan bile çekinir, çünkü "yeterince iyi yapamama" ihtimali dayanılmaz gelir. Böylece mükemmeliyetçilik, paradoksal biçimde üretkenliği düşürebilir. Ayrıca sürekli eksik olana odaklanmak, kişinin kendi emeğini ve gelişimini görmesini engeller. Küçük "tamamlanmış ve yeterince iyi" işleri bilinçli olarak takdir etmek, bu döngüyü kırmanın pratik bir yoludur ve zamanla kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi daha destekleyici hâle getirir.
Çok boyutlu mükemmeliyetçilik modeli, Hewitt ve Flett ile Frost'un araştırma geleneğine dayanır.