Yalnızlık, kişinin arzuladığı sosyal bağlarla gerçekte yaşadığı bağlar arasındaki uyumsuzluktan doğan, öznel ve acı verici bir duygudur. Yalnızlık, fiziksel olarak tek başına olmakla (yalnız olma) aynı şey değildir; bir kişi kalabalık içinde yalnız hissedebilir ya da tek başınayken huzurlu olabilir. Belirleyici olan bağ kurma ihtiyacının karşılanmadığı hissidir.
Bilimsel temeli
Yalnızlık araştırmalarının öncüsü sinirbilimci John Cacioppo, yalnızlığı evrimsel bir sinyal olarak açıkladı: tıpkı açlık gibi, yalnızlık da bir eksikliği bildirir ve bizi yeniden bağ kurmaya iter. Ancak kronikleştiğinde bu sinyal ters işleyebilir; kişi sosyal tehditlere karşı aşırı duyarlı hâle gelir, geri çekilir ve yalnızlık kendini besleyen bir döngüye dönüşür. Araştırmalar, uzun süreli yalnızlığın yalnızca ruh sağlığını değil, bedensel sağlığı da etkileyebileceğini; stres sistemleri ve bağışıklıkla ilişkili olduğunu göstermektedir.
Yalnızlık, bağlanma ihtiyacının temel bir insani gereksinim olduğunu hatırlatır. İnsan, sosyal bir tür olarak ait olma ve görülme ihtiyacıyla evrimleşmiştir; bu nedenle yalnızlık bir zayıflık değil, doğal bir tepkidir.
Günlük hayatta
Yeni bir şehre taşınan biri, çevrimiçi çok sayıda takipçisi olsa da gerçek bir dert ortağı bulamayan bir genç ya da uzun bir ilişkinin bitişinden sonra boşluk hisseden bir yetişkin yalnızlığı yaşayabilir. Yalnızlığın niteliği kadar süresi de önemlidir; geçici yalnızlık insani, kronik yalnızlık ise üzerinde durulması gereken bir durumdur.
Yalnızlığın bir başka önemli yanı, niceliğin değil niteliğin belirleyici olmasıdır. Çok sayıda tanıdığı olan biri derin yalnızlık yaşayabilirken, birkaç yakın bağı olan biri kendini doygun hissedebilir. Bu yüzden yalnızlıkla baş etmek yalnızca “daha çok insanla tanışmak” değil, görülmüş ve anlaşılmış hissettiren gerçek bağlar kurmaktır. Kronik yalnızlıkta zihnin sosyal tehditlere karşı aşırı duyarlı hâle gelebildiğini bilmek de önemlidir; bu farkındalık, geri çekilme döngüsünü nazikçe kırmaya yardımcı olabilir.
Yalnızlığın evrimsel bir sinyal olduğunu bilmek, onu daha az kişisel ve daha az utanç verici kılar; tıpkı açlık gibi, yalnızlık da bir eksikliği bildiren ve bizi bağ kurmaya çağıran doğal bir işarettir. Bu işareti bir zayıflık değil, insani bir ihtiyacın sesi olarak duymak, ona yanıt vermeyi kolaylaştırır. Yalnızlığı anlamak, onu utanç kaynağı olmaktan çıkarır. Bağ kurmanın küçük adımlarla mümkün olduğunu, niteliğin nicelikten önemli olduğunu ve yardım istemenin bir güç olduğunu bilmek iyileştiricidir. Kendinizle kurduğunuz şefkatli ilişki de yalnızlığın acısını yumuşatan önemli bir kaynaktır.
Yalnızlığın evrimsel-sinirbilimsel modeli büyük ölçüde John Cacioppo’nun çalışmalarına dayanır.