Büyütme ve Küçültme, kişinin olumsuz olayların, hataların veya kusurların önemini abartırken (büyütme); olumlu yönlerin, başarıların ya da güçlü niteliklerin önemini küçümsediği (küçültme) bilişsel çarpıtmadır. Bu iki eğilim çoğu zaman birlikte işler ve gerçekliğin çarpık bir dengesizlikle algılanmasına yol açar.
Kavram, bilişsel terapinin kurucusu Aaron Beck'in tanımladığı düşünce hataları arasında yer alır. Bazen "dürbün hilesi" olarak da anılır: kişi, olumsuz şeylere dürbünün yakınlaştıran ucundan, olumlu şeylere ise uzaklaştıran ucundan bakar. Böylece kusurlar devleşirken, güçlü yönler adeta gözden kaybolur.
Günlük hayatta
Bir sunumda yaptığı küçük bir dil sürçmesini "tam bir felaketti, herkes fark etti" diye büyüten kişi, aynı sunumdaki başarılı bölümleri "onlar zaten kolaydı" diye küçültür. İş yerinde bir kez geciken biri bunu affedilmez bir kusur gibi görürken, yıllarca sergilediği güvenilirliği hesaba katmayabilir. Bu çarpıtma, dikkati sürekli eksik ve kusurlu olana yöneltir.
Ruh sağlığıyla ilişkisi
Büyütme ve küçültme, düşük öz-değer, kaygı ve depresyonla yakından ilişkilidir. Hataların büyütülmesi kaygıyı ve utancı besler; başarıların küçültülmesi ise özgüvenin onarılmasını engeller. Bu ikili, mükemmeliyetçilikte ve imposter sendromunda özellikle belirgindir; çünkü kişi kendi değerine dair dengeli bir tablo oluşturamaz.
Bu çarpıtmayla baş etmenin yolu, olayları gerçek boyutlarına geri getirmektir. "Bu hata altı ay sonra ne kadar önemli olacak?" ve "başkasına aynı olayda ne kadar önem verirdim?" gibi sorular, orantı duygusunu geri kazandırır. Kusurları ile güçlü yönlerini aynı adalet terazisinde tartmayı öğrenmek, hem öz-değeri hem de duygusal dengeyi güçlendirir.
Büyütme ve küçültme çoğu zaman birlikte çalışarak öz-değere çifte darbe vurur: hatalar dev boyutlara çıkarılırken, başarılar cüceleştirilir. Bu dengesizliği düzeltmenin pratik bir yolu, aynı olayı bir arkadaşımız yaşasaydı ona nasıl bakacağımızı hayal etmektir; genellikle çok daha adil ve ölçülü davranırız. Kusurlarımızı ve güçlü yanlarımızı aynı terazide, aynı adaletle tartmayı öğrenmek, gerçekçi bir öz-değerlendirmenin temelidir. Bu denge, hem gereksiz utançtan korur hem de sağlam bir özgüvenin gelişmesine alan açar.
Kavram, Aaron Beck'in bilişsel terapi geleneğine dayanır.